Şaziye Senem Başgül
Uzm. Dr. Şaziye Senem BAŞGÜL
Çocuk ve Ergen Ruh Sağlıgı ve Hastalıkları Uzmanı
 
 

VAN DEPREMİ İLE SARSILAN RUHLARIMIZ

Deprem kuşağı üzerindeki ülkemizde sıklıkla yaşanan depremlerin sonuncusu 23 Ekim 2011’de, Van ilinde, saat 13:45’de, Richter ölçeğine göre 7.2 şiddetinde meydana geldi.  Halen enkaz çalışmalarının devam ettiği Van’da 600’den fazla kişinin hayatını kaybettiği, 1000’den fazla yaralının olduğu bildirildi.

 

Büyük bir yıkım ve kayıpların ardından bir yandan barınma, beslenme, ısınma gibi temel ihtiyaçlarını temin etmeye çalışan depremzedeler bir yandan da yaşadıkları travmanın şokuyla ruhlarını yeniden yapılandırmakla uğraşmaktadırlar.

 

Peki nedir ruhsal travma? Travma yaşayan çocuklarımızda ve gençlerimizde ne gibi ruhsal sorunlar gelişebilir?

 

Travma bireyin zihinsel ve ruhsal yaşamını etkileyen, günlük yaşamında olumsuz sonuçlar doğuran her türlü olaydır. Travmalar kaynaklarına göre, insan eliyle oluşan travmalar ve doğal afetler olarak sınıflandırılabilir. Doğal afetler insan ruhunu önemli ölçüde etkileyen travmalardır. Doğal afet sonucunda kişi, yaşamına ya da beden bütünlüğüne yönelik tehdit, şiddet ya da ölümle karşı karşıya kalır. Bir doğal afet olan deprem önceden kestirilemez. Bu nedenle çok yoğun bir korku, çaresizlik ve endişe yaratır. Yarattığı ruhsal travmanın etkileri hemen görülebileceği gibi yıllar sonra da ortaya çıkabilir.

 

Travma sonrasında oluşacak ruhsal bozukluğun şiddeti travmanın kaynağı ve derecesine, kişinin yaşı ve cinsiyetine,  yol açtığı hasarlara, yakınların kaybına, travma sonrası ulaşılabilen sosyal destek sistemlerine bağlantılı olarak değişir. Genel olarak bir travmaya maruz olan kişide erken dönemde korku, inkar ve yas, sonrasında ise gelişimsel gerileme, agresyon, anksiyete ve nedensiz bedensel yakınmalar gözlenebilir.

 

Çocuklar ve gençler travmalar karşısında erişkinlere göre daha korumazsızdırlar. Travmaya maruz kalan bir çocuğun  normal fizksel gelişiminin bozulmasının yanı sıra, çocuğun uyumu, bilişsel işlevi, dikkati, sosyal becerileri ve kendilik algısı etkilenir. Çocuğun dürtü kontrolü bozulur. Bunların sonucunda genel olarak çocuklarda travma sonrası stres bozukluğu, anksiyete bozuklukları, ayrılık anksiyetesi, depresyon, davranım bozukluğu, karşı gelme bozukluğu, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu gelişebilir. Travmanın çocuklar üzerindeki uzun dönemli etkilerini araştıran çalışmalar, çocuklarda travmanın ruhsal etkisinin klinik bir bozukluk düzeyine ulaşmadan da uzun süre sürebileceğini ve çocuğun yaşamını olumsuz etkileyebileceğini göstermektedir.

Çocukluk dönemi oldukça uzun bir dönemdir. Bu nedenle travmanın çocuklar üzerindeki ruhsal etkilerini çocuğun yaşına, gelişimine göre daha ayrıntılı değerlendirmek gerekir.  Bebeklik döneminde, doğal afetler bilişsel olarak algılanamaz. Çocuk bakım verenin kaygısından ve travmaya olan tepkisinden etkilenir. Bebeğin günlük rutinleri bozulmuştur ve bunun huzursuzluğunu yaşar. Annesinde oluşacak ruhsal sorunlar bebekle anne arasında bağlanma bozukluğunun gelişmesine neden olabilir. Erken çocukluk dönemindeki çocuklar da afetleri bilişsel olarak henüz algılayamazlar. Çevrelerinde olup biten kargaşayı, günlük rutinlerinin bozulmasını ve anne babalarının tepkilerini algılar ve bunun sonucunda huzursuzlanırlar. Okul dönemindeki çocuklar ise afeti algılarlar ve sonuçları ile yakından ilgilenirler ve ayrıntıları sorgularlar. Travma temalı oyunlar oynarlar. Bu oyunlarda tekrar tekrar travma temasını canlandırırken aslında bozulan ruhsal süreçlerini tamir ederler. Duygusal olarak değişken tepkiler verirler. Hiçbir şey olmamış gibi kayıtsız kalıp eğlenirken birden huzursuzlanıp agresifleşebilirler. Yakını kaybeden okul dönemindeki bir çocuk onun ardından ağlarken kısa bir süre sonra oyuna dalıp oyun içinde eğlenebilir. Huzursuzluk, gelişimsel gerileme, nedensiz fiziksel yakınmalar görülebilir. Ergenlik dönemindeki çocuklar bilişsel olarak afeti erişkinler gibi algılarlar. Bu yaş döneminde travma sonrasında sıklıkla nedensiz bedensel yakınmalar, tepkisizlik veya aşırı tepki, depresif duygulanım, kaygı gözlenir. Deprem sonrasındaki ortak yaşam, ergenin bağımsız olma çabasına ve yalnız kalma isteğine engel olur. Çocukların ve özellikle gençlerin eğitimleri etkilenir, gençlerde gelecek kaygısı oluşabilir.  

Bu nedenle travmaya maruz kalan çocuklar ve gençler gelişimsel özellikleri göz önünde bulundurularak ruhsal açıdan ayrıntılı değerlendirilmeli ve buna göre desteklenmelidirler.

Berkem ve arkadaşlarının 1999 depreminden sonra Marmara bölgesinde yaşayan çocuklarda depremin psikolojik etkilerini araştırdıkları bir çalışmanın sonucunda, bu çocuklarda en sık anksiyete bozuklukları, iletişim bozuklukları ve dışa atım bozuklukları saptamışlardır. Karakaya ve arkadaşları 1999 depreminden üç yıl sonra, İzmit’te yaşayan ergenlerde %22.2 oranında travma sonrası stres bozukluğu bildirmişlerdir.  

Çocuklarda ve erişkinlerde travmatik olaylardan sonra en sık gözlenen ruhsal bozukluk olan travma sonrası stres bozukluğu belirtileri üç ana grupta toplanabilir:

  1. Travmatik olayın kabuslar, sıkıntı verici düşünceler ve imgeler olarak yeniden yaşantılanması
  2. Travmayı anımsatan düşüncelerden, durumlardan, davranışlardan kaçınılması ve duygulanımda donuklaşma
  3. Uykuya dalma güçlüğü ve tahammülsüzlük.

Bu belirtiler nedeniyle çocuğun ve gencin günlük yaşantısı ve rutinleri bozulur, işlevselliği azalır.

Biraz açacak olursak; depremi yaşayan insanlarda genelde ilk bir ay içerisinde akut stres bozukluğu olarak tanımlanan tepkiler görülebilir. Bu tepkiler, en ufak gürültüden hemen irkilme, o olayı hiç yaşamamış sayma veya sürekli o anı yaşıyormuş gibi davranma, o andan bir türlü uzaklaşamama, kendini şimdiki zamanda değil de sürekli deprem anında hissetme şeklinde sayılabilir.  Ayrıca çevreye karşı yabancılık, aşırı tepkisellik gibi belirtiler de gözlenebilir. Afettin üzerinden bir ay geçtikten sonra da bu tepkiler aynen devam ediyorsa, o kişi de travma sonrası stres bozukluğu geliştiği düşünülür. Bu kişiler, depremle ilgili yaşadıkları olayları istemedikleri halde ve nedensiz yere sık sık hatırlayabilirler. Yaşanılan olay kişinin gözlerinin önünden bir film şeridi gibi geçer ya da kişi o olayı tekrar yaşıyormuş gibi hisseder. Travma ile ilgili anıları, düşünceleri, düşleri kişiye ciddi sıkıntı verebilir. Yaşadığı olay rüyalarına girer, gördüğü kâbuslarla uyku düzeni bozulur. Travmayı hatırlatan herhangi bir durum, yer, nesne, ses veya görüntü gibi uyaranlar, kişide ciddi bir sıkıntı yaratır ve çoğunlukla bu sıkıntıya eşlik eden nefes darlığı, çarpıntı, titreme, terleme gibi fiziksel belirtiler ortaya çıkabilir.

 

Çocukların sınırlı bilişsel ve sözel anlatım yeteneklerinin olması düşünce ve duygularını ifade etmelerine engel olabilir. Bu nedenle çocukları değerlendirirken onları oyun ortamında izlemek, resimlerini incelemek, travma öncesindeki işlevselliğini, okul başarısını, arkadaş ilişkilerini, huylarını, ailesiyle ilişkilerini değerlendirmek önemlidir.

 

Çocuklar ve gençlerde travma sonrası stres bozukluğu tedavisi planlanırken bütüncül yaklaşım çok önemlidir. Öncelikle güvenli bir barınma ortamı sağlanması ve mümkün en erken zamanda rutin yaşantıya dönülmesi gerekir. Bu noktada devletimizin, sivil toplum örgütlerinin desteği önemlidir. Çocuğun, ailesinin ve güvendiği kişilerin yanında olması onun ruhsal yaralarını onarmasında en önemli faktördür.  Psikolojik tedavide ise, çocuğun bireysel olarak takibinin yanı sıra grup çalışmaları ve psikofarmakolojik tedavi planlanmalıdır.  

 

Sonuç olarak; deprem gibi doğal afetler ve bunların yarattığı yıkım ve kayıplar insanların günlük deneyimlerinin çok ötesindedir. Deprem önceden kestirilemez ve o anda yaşanır, bu durum çaresizlik hissiyle birlikte ruhsal örselenmeyi de artırmaktadır.  

 

Travmanın yarattığı psikolojik etki ve bunun sonucunda oluşacak belirtilerin sadece travma anında görülmeyip travmadan uzun bir süre sonra da ortaya çıkabileceğini hiç aklımızdan çıkarmadan, deprem yaşanan bölgeye sağlanacak ruhsal rehabilitasyonun sürekliliğini sağlamamız çok önemlidir. .

 

Çocukların travmalardan çok kolay etkilendikleri gibi, en ufak destekle de hemen toparlayabildikleri ve ruhsal desteğe olan ihtiyaçlarının önceliği ise diğer önemli konudur. Bu noktada bizlere çok iş düşmektedir. 

Populer Psikiyatri Kasım 2011 sayısında yayınlandı. 


 
 
 
   
         
 
© 2010 Güneş Çocuk Ruh Sağlığı Merkezi